Aralık 13, 2018

TÜRKİYE BÖLGESEL ISITMADA DANİMARKA MODELİNİ ÇALIŞIYOR

Danimarka’nın İstanbul Başkonsolosu Anette Snedgaard Galskjot “Şu anda iki ülkenin birlikte çalıştığı en önemli konu Isı Kanunu. Taslak aşamasında olan bu kanunun gelecek yıl mart-nisan aylarında tamamlanması bekleniyor” dedi.

Reklam

Danimarka’nın İstanbul Başkonsolosu Anette Snedgaard Galskjot, Türkiye ve Danimarka hükümetleri arasında çok iyi bir iş birliği olduğunu belirterek, “Şu anda iki ülkenin birlikte çalıştığı en önemli konu Isı Kanunu. Taslak aşamasında olan bu kanunun gelecek yıl mart-nisan aylarında tamamlanması bekleniyor. Bölgesel ısıtma da bu kanun içinde yer alacak önemli konulardan birisi olacak. Bu konuyu Türkiye’nin ‘yerlileştirme ve millileştirme’ politikasının bir parçası olarak görmek gerekir. Birçok Danimarkalı şirket bu alanda Türkiye’ye yatırım yapmak için çok ilgili.” dedi.

Galskjot, Türkiye-Danimarka ilişkileri, iki ülke arasındaki iş birliği fırsatları ve projelere ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

27 Kasım’da ilgili kurumlarla İzmir’de Bölgesel Isı Konferansı düzenleyeceklerini belirten Galskjot, bölgesel ısıtmanın tüm bir bölge veya şehri daha sürdürülebilir ve ucuz maliyetle ısıtmak için çok başarılı bir uygulama olduğunu söyledi.

Galskjot , İzmir ve çevresindeki bazı şehirlerle Afyon ve Kırşehir’de küçük bölgesel ısıtma uygulamalarının bulunduğunu dile getirerek, Manisa’nın Soma ilçesinde bulunan bir termik santralde bölgesel ısıtma teknolojisi yatırımı yapıldığını ve bu sayede bölgedeki 8 bin hanenin jeotermal enerjiyle ısıtıldığını anlattı. Galskjot, şöyle devam etti:

“İlk olarak sisteme kayıtlı olmak için küçük bir miktar veriliyor ve daha sonrasında normal doğal gaz faturası ödenir gibi ısıtma karşılığında her ay ücret ödeniyor. Soma’daki kullanıcılar daha önce kullandıkları ısıtma sistemlerine kıyasla yüzde 50 daha az ücret ödüyor ve şu anda ciddi bir talep de var. Bu sistem 7-8 yılda kendini amorti ediyor. Yani, bu şekilde bir örnek var ama bir tane. Bu bölgelerde jeotermal enerji bölgesel ısıtma için kullanılabilecek çok önemli bir kaynak. Ayrıca, diğer yenilenebilir enerji kaynakları da bu sistemi besleyebilir. Türkiye’nin ısınma ihtiyacının yüzde 30’u jeotermal enerjiden karşılanabilir. Jeotermal enerji ısıtma amaçlı da kullanıldığında doğal gaz ithalatı yüzde 20 azalabilir. Bu noktada, arz güvenliği açısından çok önemli bir fırsat var. Bölgesel ısıtma sistemi doğal gaza yüzde 100 bir alternatif değil ama harika bir tamamlayıcı ve temiz enerji kaynağı.”

“Yerlileştirme ve millileştirme politikasının bir parçası”

Mevcut bölgesel ısıtma sistemlerinde zaten Danimarkalı şirketlerin yatırımları olduğunu dile getiren Galskjot, “Danimarka’da bu sistem çok yaygın bir şekilde uygulanıyor ama Danimarka 5 milyon nüfuslu bir ülke. Tam olarak bir karşılaştırma yapamayız tabi ki ama bölgesel ısıtma sistemlerini Türkiye için ‘yerlileştirme ve millileştirme politikasının’ bir parçası olarak görmek gerekir. Birçok Danimarkalı şirket bu alanda Türkiye’ye yatırım yapmak için çok ilgili.” değerlendirmesinde bulundu.

Galskjot, bölgesel ısınma sistemleri konusunda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve diğer yerel kurumlarla da görüşmeler yaptıklarını ve Türk otoritelerinin bu teknolojiye çok ilgi gösterdiğini söyledi.

İki devlet arasındaki iş birliğinin çok iyi seviyede olduğunu vurgulayan Galskjot, şöyle konuştu:

“Bütün paydaşlar Türkiye için en iyi uygulamaları bulmaya çalışıyor. Danimarka Enerji Ajansı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı arasında Türkiye’nin ısı potansiyeli ve farklı konularda yürüyen birçok çalışma var. İki kurum arasındaki stratejik iş birliği anlaşması çerçevesinde bu çalışmalar yürütülüyor ve bu anlaşma Aralık 2019’a kadar sürecek. Şu anda bu anlaşmanın en önemli ve büyük sonuçlarından birisi de taslak aşamasındaki Isı Kanunu. Bu kanun, Türkiye’nin ilk ısı kanunu olacak. Taslak aşamasında olan bu kanunun gelecek yıl mart-nisan aylarında tamamlanması bekleniyor. Bölgesel ısıtma da bu kanun içinde yer alacak önemli konulardan birisi olacak gibi görünüyor. Isı piyasasında çerçevesi çizilmiş düzenlemelere ihtiyaç var. Bu kanunla kim neden sorumlu olacak, süreçler nasıl işleyecek gibi birçok nokta netleşecek. Kanunun kısa bir süre sonra görüşe açılması planlanıyor.”

“Türkiye’nin deniz üstü rüzgar enerjisinde potansiyeli yüksek”

Türkiye ile deniz üstü (offshore) rüzgar enerjisi alanında da görüşmeleri olduğunu belirten Galskjot, “İki devlet arasındaki stratejik iş birliği anlaşmasında ocak ayından itibaren offshore rüzgar enerjisini kapsayan bir alt başlık da olacak.” dedi.

Türkiye için offshore rüzgar enerjisinin çok önemli bir fırsat olduğunu vurgulayan Galskjot, şunları kaydetti:

“Çok önemli bir fırsat, çünkü Türkiye’nin devasa kıyıları var ama bu teknoloji ciddi bir yatırım gerektiriyor. Biz burada doğru model ve yerlilik oranının bulunacağını düşünüyoruz. Türkiye’de faaliyet gösteren 2 büyük Danimarkalı rüzgar şirketi var şu anda. Aynı şekilde 2 de büyük türbin üreticisi mevcut. Danimarka’nın rüzgar enerjisi oyuncularının Türkiye’deki bu gelişmeleri yakından takip ettiğini söyleyebilirim çünkü Türkiye onlar için de çok önemli bir yatırım fırsatı olabilir. Türk hükümeti offshore rüzgar enerjisinde büyük fırsatlar olduğunu gösteren bir çalışma da yaptı. Şu anda mesele en doğru modelin ne olacağı ve hangi oyuncuların şartları yerine getirmek için istekli olacağı. Aslında mesaj da açık. Burada sadece bin megavat için değil daha uzun dönemli hedefler ve büyük kapasiteler için taahhüt verilmeli. Türkiye için de uzun dönemli hedeflerin daha faydalı olacağı görüşündeyim. Yabancı yatırımcılar da bunu istiyor.”

Galskjot, offshore rüzgar enerjisinde daha önce ilan edilen 23 Ekim tarihli ihalenin ertelendiğini hatırlatarak, şu anda bir sonraki adımın netleşmesinin beklendiğini ifade etti.

Reklam

Benzer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

two × four =